Bugün ne öğrendim? (Küçük Prens ve Logoterapi)
Bugün ne öğrendim köşesinden tekrardan herkese merhaba.
Bugün Küçük
Prens kitabını tekrar okuyup bitirdim. Eğer okumadıysanız mutlaka okumanızı
tavsiye ediyorum. Ben en son lisede okumuştum. Sahra Çölü'ne düşen bir pilotun
başka bir gezegenden gelen Küçük Prens ile karşılaşmasını konu alıyor kitap.
Kitabı okuduktan sonra yaptığım araştırmalar sonucunda yazarımızın yani Antoine
de Saint- Exupery'nin aslında pilot olduğunu öğrendim. Ayrıca kendi hayatında
Paris üzerinden yaptığı bir uçus denemesinde uçağı Sahra Çölü'ne düşmüş ve
burada günlerce aç, susuz kalmış. Bu cümleden yola çıkarak diyebiliriz ki yazar
belki de Küçük Prens ile karşılaşmasını anlatırken kendi küçüklüğünden
ilham almış olabilir.
Kitap Küçük Prens'in kendi ülkesindeki çiçeği sahiplenmesi üzerine dönüyor. Gülünü korumak istediğini söylerken aslında gülün yazarın karısını temsil ettiği söyleniyor. Kitabın bir yerinde Küçük Prens, "Eşsiz bir çiçeğim var diye kendimi zengin sanırdım. Oysa sıradan bir güle sahipmişim. Sıradan bir gül, ancak dizlerime yükselen biri belki hepten sönmüş üç yanardağ... Demek hiç de büyük bir prens değilmişim." diyor. Bu söz ile karşılaştığı diğer insanlarla kendini kıyaslıyor ve aslında evrendeki varlığının çok fazla bir öneme sahip olmadığını savunuyor ama daha sonra yaptığı yolculukla kazandığı deneyimler sonucu şöyle diyor: "Senin gezegenindeki insanlar tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yine de aradıklarını bulamıyorlar. Halbuki, aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.".
Viktor E. Frankl'e göre, "Her çağın kendine ait
ortak nevrozu vardır ve her çağ, bununla başa çıkmak için kendi
psikoterapisine ihtiyaç duyar. ". Günümüzün kitle nevrozunu ise varoluşsal
boşluk olarak tanımlayabiliriz. Varoluşsal boşluğu uğruna yaşanılabilecek
hiçbir şeyin olmadığını düşünmek olarak özetleyebiliriz. Bu yaklaşımla
nihilizme benzemektedir. Çünkü Nihilizm varlığın hiçbir anlamı olmadığı
inancıdır. Viktor'a göre bu nevrozdan kurtulmanın yolu anlam arayışıdır. Bu
yaklaşım Freud'un aksine acıdan kaçınıp hazza ulaşmak gibi bir hedef
belirlemez. Aksine acıdan bile bir anlam çıkarmayı ister. Ve bu yaklaşıma
logoterapi demiştir. Logoterapiye göre yaşamın anlamı 3 farklı yoldan
keşfedilebilir;
1) bir işe
adanarak,
2) acılara
göğüs gererek,
3) fedakarca severek.
Öncelikle
bir işe adanmak en basit yol olarak görülebilir. Bunu günlük yaşantımızda bile
fark edebiliriz. Eğer yapacağımız işler varsa ve bunları yaparken zevk
alıyorsak zamanın nasıl geçtiğini anlamayız ama bunun aksi böyle değildir.
Aslında biz kendimize sorumluluk yükleyerek hayatımıza anlamlılık katıyoruz.
Acılara göğüs gererek anlam kazanma eylemi bireyin yani bizlerin iradeleri
dahilinde gerçekleşir. Başımıza kötü bir olayın gelmesi bizim müdahalemiz
sonucunda olmayabilir. Fakat bu olaylara vereceğimiz tepkiler bizim
irademizdedir. buradan öğrenmemiz gereken en önemli nokta, acıya rağmen bir
anlam çıkarabiliriz, olmalıdır. Bunların dışında fedakarca sevmek hayatın
anlamını keşfetmede bize yardımcı olan başka bir boyuttur. Buna en basit
şekilde şehir dışına çıkan bir insanı örnek verebiliriz. Ailesini karısını ya
da kocasını evde bırakıp uzak bir yere giden birisi sevgiye olan bağlılıyla,
geri dönünce umduğu kişiyi tekrar göreceğine inanarak hayatına anlam katar.
Yine Frankl'a göre Dünyada hiçbir şeyi kalmayan bir kişinin kısa bir an içinde
olsa sevdiği insana ait düşünleri ile mutlu olabilir.

Şimdi bu konunun Küçük Prensle ilgilisi ne diyebilirsiniz? Aslında küçük Prens
kitabında da insanın bu anlam arayışına yer verilmiştir. Kitapta bu konuyla
ilgili bir çok metafor vardır. Küçük Prens'in dost arayışı aslında kendi
içerisinde verdiği bir anlamlılık savaşı olarak görülebilir. Yaptığı seyahat
sonucunda aslında kendi gülünden binlerce olduğunu görür ama hiçbirinin kendi
gülünün yerini tutamadığını anlar. Tilki derki: " O senin gülün. Gülünü
senin için önemli kılan ona harcadığın zamandır." Buradan anlayacağımız
şey fedakarca sevmek bize anlam katar. Eğer bir yıldızda yaşayan çiçeği
seversen geceleri gökyüzüne bakmak güzel gelir. Eğer hayatında kendini bir işe
adarsan, pes etmeyip acılara göğüs gerersen ya da tüm kalbinle fedakarca
seversen hayat sana güzel gelir. Küçük Prens kitapta bununla ilgili çok güzel
bir söz söylüyor:" Bir yerde bir kuyunun saklı oluşudur çöle güzellik
veren. ".
Kitapta Küçük prensin güle kavuşup kavuşmadığını bilmiyoruz ama siz yine de küçük bir yıldızda yaşayan bir gülü sevin, o zaman bütün yıldızlar anlamlı olacaklar. Ve yazımı yine Küçük Prensten çok sevdiğim bir sözle bitirmek istiyorum: "Gözler kördür, insan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir.".
Safinaz

Yorumlar
Yorum Gönder